Sunday, May 30, 2010

KİMSİN

Yıllar yılı arar dururum
Ne alemde ne bende bulamadığım sensin
Ne adın bilirim ne de suretin görürüm
Bilerek aradığım bilemediğim sensin

Kimsin nesin kim bilir nerdesin
Yedi kat arza bakarım belki yerdesin
Atim yok ufkum yok cümlede perdesin
Ruhuna dokunup ellemediğim sensin

Sorular cevapsız cevaplar sonsuz
Olmadığın zaman yok yerin mekansız
Yokluğun yok varında varlık izansız
Aklımın koridoruna alamadığım sensin

Sebepsin esbaptan beri fiili failsin
Sussam fikrim konuşsam dilsin
Kendimde anlamadığım candan halsin
Hal olup da ölemediğim sensin

Sırlı bir düğüm çözüm bilmez
Ağlasam yakarsam nazım bilmez
O için yanarım ama közüm bilmez
Ateşini söndürüp küllemediğim sensin

Ölüm ise sen adlı sırra nokta
Süre gidecek bu arayış ta o vakte
Sensin zerre sensin yekta
Ezelden ebede dolandığım sensin…

Ağabey'ime

Umut kapısında ben, ötesinde nicesi vardı
Günüm sanma gündüz; onun da gecesi vardı
İnsan olmanın aşk denilen hecesi vardı
Kaybettim; ardımda tatlı hayal oldu ağbi

Hedefe varmanın sabrında sebatım vardı
Yolda yürümeye bitmez takatım vardı
Dilimde duası düşmeyen ahadım vardı
Ben susunca; O da birden lal oldu ağbi

Şimdi hayallerimi yiyen heyulam kaldı
Bir korku ki yüreğime biçarelik saldı
Mutun bahçesine ademle şeytan daldı
O elma ademe haram iblise helal oldu ağbi

Sukutumda ikrarsız isyan var şimdi
Yapılmamışlara bende nisyan var şimdi
Atiye baktığım her şeyde pinhan var şimdi
Anlık başarılar bana yeten bal oldu ağbi

Sırrımsın İfşamsın

Seni anlatmalı aleme seni
Ama seni kimse; bilmemeli

Sormalı yedi düvelden gizli
Kimse de cevabını; bulmamalı

Geçip kendinden olmalı deli
Gönüle erip akıl; kalmamalı

Adın ki günümün tek zikiri
Aşığın gayrıya secde; kılmamalı

Ben dediğim can, sen fakiri
Sensiz varlık sunulsa; almamalı

Aşıkın giydiği kefen bir tek sevgi
Maşuksuz cennet olsa; dalmamalı

Ey yar bu aşk ki sırr-ı baki
Birleştiren hüda günah da; kılmamalı

Sual

Es selâm yokluğun bekçisine
Sende varım dersen ben neyim
İman sattık nefsin bir akçesine
O’da vârım, derse ben neyleyeyim

Bütünün eksilen parçasından
Tamama döneriz ten pençesinden
Geçer iken öteye biz penceresinden
Benlik bir’im derse ben ne edeyim

Öte desem beride suçum çok
En beriden başlasam öteye çıkacak
Sırat kılıç ise; yaşamak kör bıçak
Aşanda nârım derse ben neyleyeyim

Bekleyiş ya da Araf

Bekle/me dedi katilim; oysa ben vuruldum
Mes(i)h-i aşkın dirilttiği cesette beklerim
Sırrımı ifşa ile katlime gönüllü tutuldum
Mansur ehliyim gül için kahr-ı şenaatte beklerim

Ey sebeb aşkına, aşk(in)sa ebedi sebebim
Ak güzel elinden sunulur bade-i şarabım
Yusufiyeden geldim, çöl benim, ben serabım
Zerre-i kumum kays-ı sebatta beklerim

Yokluğum ummanına karıştı katrede er-i-dim
Er kişi niyetine varlığının kabına girdim
Ey yar! yokluğun kesrettir varında birim
Biz siretine; ben cismi surette beklerim

Gerçek hayaldir, heyula ise mutlakgerçek
Ezelsiz bitecek canan ezip ebedi gidecek
L’al olacak alem, cümle düşüp söz bitecek
Tek hece nefesine külliyatta beklerim…

Tezat / 1

Zaman aklımın ölmez akrebi
Yıl yaşadım an içinde…
Bağımlı olmanın aşikar sebebi
Sır yaşadım ayan içinde…

Çalar saatim ölüme kurulmuş
Suç sayılmış azraile vurulmuş
Gün, ay ve yıl lahzaya karılmış
Teki yaşadım cihan içinde…

Mekandan mekana dönen yazgı
Zor’da uzun meşkte az; yanılgı
Doğumla fikrime dolanan sargı
Beni yaşarım can içinde…

Ebed-ezel arası yine süre
Sonsuzu saklar girift zerre
Yer ile sema hep aynı kürre
Dibi yaşarım asuman içinde…

Toprağa düşüş, yedi kata varış
Cennete bağlanmış garib yarış
Nedenim, nasılım bitmez haykırış
Hakkı ararım insan içinde…

Soru muamma, cevap muallak
Ata’dan beni oluşturan alak
Ruhum dünyada daim kalak
Öte bulurum mekan içinde…

Bilmek/Bilinmek

Kollarında dolunay, cisminde şavkı, yar geliyor
Çatlıyor yüreğinden şems, kıskanıyor şirin
Nefes veriyor dudağından cemre düşüp bahar geliyor
Dönüyor cümle mevsim, sonsuza yürüyor zaman

Varlığında ateş, yok’unda azab-ı cehennem yakıyor
Tenden azade, can nazarından yüreğime bakıyor
Alıp beni benden; varlığının kutsi buuduna çakıyor
Ateşte donuyor kutub; şarabında demleniyor cihan

Siret-i aynadır bu lakin; gül kim bülbül kim
Kim ki can, kim ki canan; ya bende gönül kim
Ruhum yol alırken menziline; ya sırat, ya müstakim
Açılıyor bab-ı miraç; yükseliyor ruh-u(m) zemin

An’da mesafeler kısalırken, alem sonsuza açılıyor
En kibir iblisim zerre zerre ummanına saçılıyor
Bir çiğnem kalbimden onsekizbin mekan geçiriliyor
Avuçlarımda rayihası; kokluyorum, soluyor gülistan

En sevgili; hayatıma dair her şeyim olmalısın
Her şeyim ki; bana ait bir hayatım kalmasın
Yalnız ve mutlak sen bul, kimseler ben bilmesin
Ruhumu alırken canan, yeniden dirilmekte bu can

Derd'e Derman Ne

Kolunu bir kez kes dedin amma
Can çıkmadan bu aşk unutulmaz Cihat
Yürekte taşıdığımızı heves sandın amma
Ben doğmadan aşk yaratılmış Cihat

Gönül damına kilit haram edilmiş
Adem dünyaya bu sebebten atılmış
Mansur asılmış, Yusuf satılmış
Mecnunun gülü çölde büyütülmüş Cihat

Kavuşan muradına ebedi erermiş
Özleyen nasibine sual sorarmış
Aşk’a müptela hep cananı ararmış
Ahad sırrına ruhumuz çiftletilmiş Cihat

Dağlar çökerten yükü bizler almış
Garib ki! çilesi saadete salmış
Çoğumuz ağlamış, azımız gülmüş
Mahzuna cennet katılmış Cihat

Anlatamam amma gayrı sen anla
Köleliği kabul ettik ol sultanla
Aşığın esas derdi bil ki rahmanla
İsyanımız dahi nara kapatılmış Cihat

Anafor

Bıktım bu zoraki gidişlerden
Sonra umutlu yakarışlardan
Eşlik etmiyor yüreğim bana
Sığınırken hayat adlı limana

Serencamıma bu kaçıncı sorgu
Her seferinde bana ait kaygı
Olsaydı yokluk isterdim yokluğu
Ah bu ezelsiz ebediliğin aylaklığı

Akıl kökünde dinamittir bu sevgi
Hiçlikten ruhuma kesilen vergi
Mutlak varlığın kıyısında bihaber
Aşk ile ruhumu demle ey semaver

Kurtuluş budur, bu da hakikat zor
Ellerimde sönmemesi gereken kor
Vur kendine her dem değişen ne
Neden? sorularına mahkum köle

İçimde çığlık çığlık imdat sesleri
Hayal imiş benden biz olma hevesleri
Ayrılığın matemine çağlar kuru ırmak
Saçma! Bensiz beni Hakka kurmak

Karşımda mağlub bir şövalye şimdi
Boşa çok kükredi amma artık sindi
Nasip gökten uzanan bir el imiş
Onu tutan, Aşkın Rabbına Kul imiş…

Figan-ı Bülbül

Korkar gülüm beni bahçıvan sanır
Heyhat bilmez ki bülbülü şeydasıyım…

Bakmaz ve görmez yüreğim o için yanar
Ezel ebede sığmaz sonsuz sevdasıyım…

Ol canda feryad figan çığlığımı; avazımı
Vah bana duymaz da; şen şakrak toy bilir

Titrerim ruhunda; kış eyler yazımı
Gel derim sarmaya; hasret kalır…

Yusuf kılmaz bizi, hükümsüz bıraksa da
Görmez, o hücresinde mahpusum ben

Halil közünü saklayıp, cehennemi yaksa da
İbrahim’in bağında meşk ederim, dem bu dem

Ey yar; lütuf olur Mansurca dar’a vursan
Gül’(ücük) atsan, Azrailim raks eder meşkimle

Hülya aleminde gerçek hayaldir, ah sarsan
On sekiz bin alemi ters döndürürüm aşkımla…

Ah-ı Figanım

Eyy Mahşer yeri yalnızlığım
Bil ki, azabına vicdanın yeter,
Sayha sayha dinmez ıssızlığım
Kelama yar için ah-ı figanın yeter.

Menzil

Kimse bilmesin halimi
Halimi ; pür melalimi
Toprak örtsün cemalimi
Yar-i divana varayım

Ebed müddet intizarım
Sanma bundan ah-ı zarım
Aleme bol, cana darım
Sonsuz mekana varayım

Bitmesin aşkı zikirim
Ben ki daim sen fakirim
Cümlem,hecem; aşk fikirim
Meşk-i canana varayım

Pervanedir cümle alem
Nasıl yazsın söyle kalem
Cansın can; gayrın elalem
Yakin-i cana varayım

Külli nar isem ahiri
Müşteki olmam ebedi
Makamı şükrüm ezeli
Teslimi an’a varayım

İllede sen; müştakım ben
Sen ki nakş edilen desen
Gül bağında gül-ü ahsen
Batan dikene varayım…

Niyaz

Cismimde yansın narın
Yandıkça var olayım
Açsın gül-ü baharın
Bülbül-ü yar olayım

Sabrın ile dağılayım
Sayha sayha çığırayım
Zerren ile çoğalayım
Çoklukta bir olayım

Bil ki; ey yar ben senim
Rahiminde ceninim
Doğrult beni kün(de)yim
Ol-dukça sır olayım

Sana kanmaz sakiyim
Özge de özünle sahihim
Cümle sözüne kaniyim
Emret şahım er olayım

Bu kulun ismine sübhan
Sensin aşikar kulun pinhan
Sar ruhumu ey sultan
Sıktıkça sadır olayım

L'al

Şimdi susmanın vaktidir
İkrarımı duymayan yar ağlasın…
Bu yalnızlık; ayrılığın aktidir
Kalemimi kıran ağyar ağlasın…

Ruhumu astım gönlümü kustum
Sidre-i müntehadan esfel’ine bastım
Kuyudan çıksam hücremde mahpustum
Âmâ’-ı Yakup kılan intizar ağlasın

Secde-i firavundum eşiğine suda yandım
Ümit kıldım sözüne cehenneme kandım
Heyulaymış… hülyalı aşk sandım, uyandım
Gerçeğime uzanan gurbet-i diyar ağlasın

Daim inkiyad eyleriz hükm-ü rahmana
Layık görmemiş canan ol bizi divanına
Aşk mı? Uydum dört tekbir cenaze namazına
Ruh-u mevtamı kucaklayan mezar ağlasın

SON

Kelimelere can verdim yaratmanın tadında
gerçek olan şair gönülü hakktan bir cüzdü…
Can verdiğim sözcükler dönüp beni vurdu
Artık canım yanıyor ve bilerek kutsallığını
Terk ediyorum
aşk-ı;
çilesinden usandım
her şeyi terk ediyorum / terk edebilmek dışında
Kulun isyanı gibi ;
bütün can verdiğim aşk sözleri
İsyan ettiler varlığıma / isyan eden sevdalarım gibi
Susuyorum ebedi
anlaması gereken bir’i bile anlamadı beni
ve dilruba’yı
ve dilara’yı
velhasılı sevdayı
terk ediyorum ya rab ...
Senin sevginle baş edemiyorum ben
Artık korkun üzerineyim…
Bu Mantık çağında senden bir gönül
sığmıyor bu mekana
ve bunu bana vermekte senin hatan…
Şairim ben
ve Ebedi sırrım… Kimse bilmeyecek beni…
Yıllar önce demiştim ya…
Bütün şiirler bana yazılmıştı kendime idi…
Sana yazmış olsaydım bile
anlayamadın ki…
her şeyin sonu varmış…
sonsuzluk sır

EHL-İ AŞK

Mekanı rahmandır divanı Muhammet
Dergahı gönlümüzde ebedi bitmez muhabbet…

Nesli Ademiz, ezel mirasımız Havva’yı ararız
Kovdurtmuşsa da iblis;yar gönlünü kıldık cennet

Sevdiğimiz kanmaz bize eğilmeden kaynağımıza
Sularımız Nuh-u Tufan boğar, buluruz aşkta sükunet

Bakarsın ibrahimde kör bıçağız, Musa’da diri asa
Kuyulardan sultan alırız, Züleyha’da aşkı şehvet

Bela’ya müştak olmuşuz, Elest meclisinde sözümüz
Zekeriya ile AH’lar yutup, içeriz şerbet-i şehadet

Ateşlere yürürüz nar-ı cehennemde yanmamaya sebep
Kor olur yüreğimiz kül çıkmaz duman tütmez ebed müddet

Ehl-i aşığız biz ölüm bilmeyiz, Misli Anka olur doğarız
Nefes alınca yar dudağından dökülür bize ab-ı hayat…


Ağaç kovuğunda Yahudilerce sıkıştırılıp testere ile başı kesilen Hz. Zekeriya İlk testere darbesinde AH edince Allah (c.c.) seslenir Zekeriya’ya; Ey Zekeriya bir daha AH edersen izzet-i hakkım için seni helak ederim… susar o an itibari ile aşık…

Sırrı Tezat

Düşmüşüm ayağına sevgili; sıratımdan geç diyorsun
Kıldan ince aklım, yanınca gönlüm; narımdan kaç diyorsun

Gitmem ebedi kalmışım yurdunda; eşiğinde baç diyorsun
Köleliğine azadsız ram olmuşum; kulluk başa taç diyorsun

İstemiyorum ve beklemiyorum senden gayrı hiçbir şey
Lakin ey sevgili nasıl tezat ki; sen alemde her şey

İstiyorsam her şeyi bütün sebeblere sebeb sen bir şey
Hep ve hiç sende bir oluyor, masivan şey… işte şey

Aşk yok, ben yok, bir yokluk ki yoklukta yok
Sen varsın varlık var gayrın yok varın ne çok

Üflenmiş zerrenim ruhun canıma tasmadan ok
Çekip okunu var ile; dönüyorum... kapanıyor boşluk

Alem içre alem akıyorum raks-ı sema dönüyorum
Yıldız-ı zühal idim sen güneşimin közünde sönüyorum

Zaman bitiyor, mekan yıkılıyor ve son sanıyorum
Sonda sonu sonlandırıyorsun,sonda yine başsın anlıyorum.

SIR

Sen
Bir alemsin kendi içinde
Güneşin var; kendin içinde

Sen
Hal-i hareketsin etraf-ı kendinde
Kabe-i kalbini tavaf-ı kendinde

Sen
Dönüştesin özündeki güneşinde
Yanmaktasın aşkın nur-u ateşinde

Sen
Pişmektesin ve dem ile buharsın
Göğe yükselir rahmet olur yağarsın

Sen
Aşkı bil; yalnız bil kendi içinde
İçimizdeyiz hep içimizdekinin içinde

Sen
Özünde dönüşünle güneşinede dönersin
Sen ki sende pişer, yar-i şemsde tütersin

Sen
Sanma bu döngüleri tezat-ı çift içinde
Bir de başlar, birliğe erer, biter birliğinde

O KENDİNİ BİLİR

Yazar olmuş, çamurdan gazetesinde! köşesi;
Kalem ehliyim sanır amma boş kamışa dönmüş
Yazar habire, tutturmuş bitevi sarı öküz hikayesi
Bilmez kendini, danalıktan camışa dönmüş…

Eee çamurdan yaratılmış ancak çamur atar
Nerde gıcırdayan teker duysa hemen atlar
Üç kuruş için kendini milyon kez alıp satar
Zengini ekabirse de delikli kuruşa dönmüş…

Makyvele rahmet okutan oportunist fıtrat
Merhametsiz kalbten dökülmüş nursuz surat
Hep beni için koşturan egosuyla başabaş sürat
Nef(e)s Nef(e)se rekabeti, sidikten yarışa dönmüş…

Eskinin mücahiti şimdinin olmuş doymaz müteahhiti
Adam beller varlığını, bağlasam olmaz kapımın iti
Haşa söz etmem anasına amma bozuktur asıldan sütü
Omurgası dik olmayan eğri büğrü duruşa dönmüş…

Takılsa yakasına insanlık yaftası vallahi durmaz
Münker Nekir insan sıfatındadır diye soru sormaz
Kusar yerler cesedini toprak atar bağrına karmaz
Cedd-i Firavuna müsemma ibretlik yatışa dönmüş…

Azab-ı Vicdan

Vicdanımın bitmez azabkar sorgusu
Ben bende yanarım, al beni ya Rab

Başımda son misali sonsuzluk kaygısı
Beni bana sunarım, sal beni ya Rab

Vicdanımın usunda nemrutun sineği
Ben bende kıvranırım, bul beni ya Rab

Sol elimde mahşeri sorgunun tutanağı
Ben bana karalanırım, sil beni ya Rab

Vicdanım ki; gönlüme vurulan balta
Ben bana tapınırım, dil beni ya Rab

Ki Nefs-i zulmüm devrilmez sulta
Ben bana aldanırım, çal beni ya Rab

Vicdanım bin soruyla mahşer yeri
Ben benden kaçarım, yol bana ya Rab

Şehavet mekânı akılda gönlümün kabri
Ben bana aşığım, dol bana ya Rab…

Senin Şiirin

Elimde kalemin; yine seni sana yazıyor
Yalnız tutan elim, gönlümdeki söz senin
Âmâk-ı hayalim can gözüm nazarında geziyor
Ten gözüme çekilmiş mildeki köz senin.

Siret-i varlığım sureti yokluğum; hasretim
Kollarında can çekiştiğim öldürmez, sekaratım
Geçilmez sıratım, kaçılmaz nârım; cennetim
Kevser-i şaraba bedel nefesindeki haz senin.

Sükutumu dil eyleyen, dili mansurca hâl eden
Ruhunu aşığına hemhal, cismini muhal eden
Aklımı kıl eyleyip batıran, gönlümü akıl eden
Sorularım cevapsız – dualarımda- ki niyaz senin.

Gel içinde giden her anımda ki fiilin mutlak faili
Katlime ferman veren maktul, ilmeğini takan katil
Ey Sebep Aşkına, aşka sebep olan kıl katına nail
Sensiz üşüyorum cihanda, yalnızlığımdaki ayaz senin.

Türkümüz TÜRK/İSTAN

Dün ki zaman; Ceddimin başını ezdiği soğan cücüğü
Kalkmışta ayağa kibir suretinde dev sanır kendini
Kaşık çalınmaz sofrasında böcek yiyen leş böcüğü
Bürünmüş şah-ı aslan kürküne’de av sanır nesebimi
Çoktan çıkmış millet-i yecüc/mecüc, uyuyor uygar alem
Suspus olmuş yer ve gök, sanki Türküm-Uygur elalem
Haykırsın yürek ve dil, gerekirse kan ile yazsın kalem
Seyr-i alemde insanlık; şov sanıyor ölümden sahnesini
Pâk-ı misk ile yatan güruh-u şehadet azrailin gül destesi
Kulaklarda çınlayan figan mazlumun kurtuluş bestesi
Milyarlık azgınlığinıza yeter de artar bir ebabil müjdesi
Kapaklansa it, Türk’ün ayağına secde-i sehiv sanır cürmünü
Aman ha susma alem-i Türk, sakın susma alem-i İslam
Sin – can’da kıyılırken can ile cananlara diklensin elif ile lâm
Haksızlığa susan dil şeytan, diyen Hz. Nebi’den alıp ilham
Bin asırdır gârib gârib boyun bükmüş vav sanma mazini

MÜFLİS/2

Tümden başlangıcın bitişidir bu gece
Rahim’de cenin iken ölenlerdenim ben
‘lar çoğulu ekledim köklere, aşk çift hece
Akıl oyunlarında kara kalanlardanım ben

Sonu gelmeyen/gelmez hevesin sesinde
Hep yürüdüm bitevi bilinmezin peşinde
Yok mu? var mı? der iken hiçin nefesinde
Zerre zerre her hücre dağılanlardanım ben

Yeniden vakt-i ayrılıkta ömrüm bu dem
Asla kavuşmak diyemem, sonsuz özlem
Ayıbsa hataysa hep ben; ben de bir adem
Dedesi ile cennetten kovulanlardanım ben

Neden! durulmaz bilmem çağlayan gönlüm
Elbet deruni bir sükuttur, ol isyanıma ölüm
Aylak bir ruh taşımaksa alemde ebedi rolüm
On sekiz bin sahnesinde asi olanlardanım ben

Geçmiyor geçmeyecek can kendi ettiğinden
Ne yapsam almıyor, erenlerin sattığından
Sanmayın bihaber esfeli safiline battığından
Dürülen sularda secdeye yönelenlerdenim ben

Kesin mağlubiyetin mağrur edasıdır taşıdığım
Eksik benliğimden geri mutlak tümdür boşadığım
Hiç beğenmediğim hayatsa kerhen yaşadığım
Levh-i mahfuzda nâra yazılanlardanım ben…

Kızım (şifa'ma

Şiirimde söz bitti yazılan gönül hicranı
cana anlatamadık candaki bicanı
şimdiden başlar mahşerin vuslat heyecanı
ardından hayalin sır kaldı kızım

İsmini dilek eylemiştim dilime sonsuz
aleme bir renk idin artık o da tonsuz
masal gibi bir vardın ve gittin ansız
bu hikayenin sonu küsur kaldı kızım

Faniyata karşı baki yine galibtir
neylersin gülüm ol sahibtirl
okmanda bu derde dermansız tabibtir
ölüme çaresizlik aleme kusur kaldı kızım

Ahiretimde tutunacak tek dalımsın
gahı derdim gahı mutum her halimsin
dünyalık zevkden payıma düşen balımsın
ardından tüm tatlar zehir oldu kızım

Hakkın esbabına eyledik inkiyad
lakin bu yük ağırlığınca yad
Azrail elimizden seni eyledi azad
gidişinle alem fakir kaldı kızım

Abbet’in yerine Ahmed(a.s)dir oyun arkadaşın
kalmışsa baban Mustafa; Hz.Mustafa’dır dertdaşın
yorulmuşsa annen meleklerdir yoldaşın
hemhal olan halimize zaman tehir verdi kızım

Teslimiyetine boyun eğdik amma gönülsüz
gül bülbülsüz kaldı bülbül dersen gülsüz
bir yangın ki yürekte dumansız külsüz
od düşen yüreğimizde yalnız kahır kaldı kızım

Uşşak makamında biz minik cismine hayran
Sen yumuk gözlerinle mekânı cennetine seyran
heyhat! Beyaz mintanlarıyla arşa çıkan devran
yalnız bu âlemden kefenin mehir kaldı kızım

Neylersin gülüm biz maktul sen mecburdun
her şeyi terk edip hakkın divanına durdun
kurdun zamanı vuslat özlemi ile kurdun
akrebin kıskacında bize düşen sabır oldu kızım

Susan Fikir

Hece hece çözülürken ummani gönlün
Her katresinde del olup çağlayan benim
Cümle cümle fikre salarken deruni gönlün
Tefekkürü halil’inde susa/ya/n benim…

Suzidil (kadim bir dost'a)

Serzenişinden sanma bu yakaran serenatı
Ehli Dîl olana bitmez bizim muhabbetimiz

Uşşak makamında yak/ılmış gönül nakaratı
Dilden dîle söylenir aşık-ı maşuk düetimiz

Züleyha’dan mirasımız yar-ı yusuf muradı
Dîlhun eyleyip ağlatsa da bitmez servetimiz

İsmi güzelin zikrinde duadır herdem vuslatı
Dîlşad kılar yüreği pare pare yakan hasretimiz

Didarına nazar kılamaz aşık; bir bakışıdır sıratı
Dîlhan olan sevgili el verse yeter budur cennetimiz

İrşad-ı gül olur da lahza lahza yâr söyler feryadı
Dîlrubâ sevgilinin gül dudağındadır sukunetimiz

Lâ dîl olan ne bilsin vârlığı, nasıl ölçsün dîl-i kıratı
Dîlân zikrinde geçerse adımız bu bizim kıymetimiz

AH...

Ruhunu varlığıma da vermedin amma;
Bilmem ki neden böyle ruhsuz oldun…
Çözemedi yer seni çözer mi arş-ı sema
Tek bilinmeyenli muamma kaldın…

Merhamet bilmezsin, nasıl insansın
Aşk içinde biganesin, kesif buhransın
Değil sevgiliye anca zalime burhansın
Yazıkki Hallac-ı bırakıp Haccac-ı aldın…

Güzel suretinde taaccüb çirkin siret
Sen! kulluğuma saplanmış kör felaket
Ne varsa yaşanmış ah-ı vah ile nedamet
Tövbesiz ve ikrarsız cehennemi buldun…

Uğraşım umudum heba alem bir hayal
Aşka maşuk iken gayrı aşk bende melal
Bilmece idin bütün cevaplarla halin muhal
Leyla’yı Şirin’i kendinde sevimsiz kıldın…

Terk-i yar, terk-i aşk, terk-i sonsuzum
Siyahsız ve beyazsız velhasılı tonsuzum
Aldın şevk ile canımı da gayrı cansızım
Kendini yokluğa beni hiçliğe saldın…

AŞK

Ne güzel muhabbettir aşk
Canan olsa da, olmasa da
En güzel devlettir aşk
Sultan olsa da, olmasa da

Gâh boyun büküp ağlarsın
Gâh seller gibi çağlarsın
Bir derde bin dert bağlarsın
Derman olsa da, olmasa da

Canan içre candan geçersin
Aşkın sunduğu zehr olsa içersin
İsmailce uzanıp ser verirsin
Kurban inse de, inmese de

Yusuf hasretine del olursun
Tacı tahtı atar, kul olursun
Mansur gibi darında hal olursun
Gül atan olsa da, olmasa da

Bülbül olunur gül derdine
Mecnunla göçülür çöl yurduna
Nice ateş nice köz düşer bağrına
Duman tütse de, tütmese de

VAR/SI-RSI-N

Bütün yokluk mu her yer; bari bir “YOK” der sada yok mu? (M.Akif Ersoy)

Belâ’ya müştak kıldığın gündür; yar
Bilip bulduğum anda; yoksun yok
Asr-ı yıllarca gönülüm figandır; yar
Gül-üp daldığım anda; yoksun yok

Şahdamarımdan da yakın düşen közün
Yangın-ı cehennem kıldı kalbimi özün
Ahad sırrında görüp aşık eyleten yüzün
Solup, sildiğin anda; yoksun yok

Hilkatine delil garib-i varlığım madem
Sultanım kapında neden hep bu matem
Ben ki; Havva izinde aleme düşen adem
Dalıp Kovulduğum anda; yoksun yok

Susma ey yar; cesedim ruhuma kara peçe
Susma ey yar; efkarım yine sen bu gece
Susma ey yar; yak/arışım sana hece hece
Dil/inip kıyıldığım anda; yoksun yok…

Aciz'ane EFENDİM'e

Gerçeğe uyanışta
Kutsal Bir Düş’de
Sizi Gören Bakış’ta
Evliyaca Yakarış’ta
Kusrumu bile bile
Sürç-i lisan’ım ile
Şefaat yerine dile
Seyahat düşseydi de
Yolu hep siz olan
Her yolu size çıkan
Yalnız size varan
Seyyah;

Ben olaydım

Gönül Na'me'si

Cana can katan canda can olan
Derya-ı gönülde inci mercan olan
Her sözü bize şevk ile heyecan olan
Ehli dost dergâhında başımıza Sercan olan.

TARUMAR

Yürüyor boşluk ardında akılsız akıl
Aşk tarumar olmuş canan ağlıyor
Ulu Dağa savaş açar doğurduğu akıl
Yiğit tarumar olmuş meydan ağlıyor.

Ahiri ömründe dünyanın ahlakı çalınmış
Edeb dediğin; ele, dile, bele artık kalınmış
Aleme el bağlanmış, ataya hürmet alınmış
Terbiye tarumar olmuş, irfan ağlıyor.

Aile yıkan yedi kocalı hürmüzlere saygı
Yok ölümden sonramıza derinden kaygı
Aldatmak üzere hep beyinlerdeki kurgu
Fikri amel tarumar olmuş, iz’an ağlıyor.

ENEL ŞAİR

Ben Şairim;
Kadim’im / Baki’im
Çamurdanım
Koca yalanım/şairim
Su ile karlanmışım
Ak-ı pak temizim / Şairim
Ezelim
Ki;
Ademin balçığını yoğurmuş
Elim;
Ki;
O’na secde eden bedenim,
Havva bende yandı,
İlk cehennemim,
Sinemde tövbe etti,
İlk cennetim.
…..
Yokun yokundayım
varım daim/im
Ben Şairim…
Mirası Maşuk/um
Ezel ebed Aşık/ım
Özge canım
Ki ben şairim,
Ab-ı hayatım,
Hekim-i Lokman’ım
Ölümsüzlük;
Benim sırrım
Ben şairim…
Kadim’im/baki’im…
Sanmayın sükutum
Hep avaz’ım
Sesim nefesim,
Ben şairim,
Kadim’im/baki’im

Sanmayın – susmadım

Arayış...yine

Hep seni ararım ey yar
Bulsam sır olursun…
Var’da var yokta da var
Dalsam sur olursun…

Zerreden katreye sığarsın
Umman olur derya boğarsın
Yerde gülsen, gökten yağarsın
Islansam nâr olursun…

Düş/tü

Canda aşk, dilimde söz düştü
İçimdeki şair ağlıyor.
Çıraklar asileşti cüz düştü
Erbab-ı mahir ağlıyor.

Hayal yaa ;

Offff oooffff
Bir sıradanlığın
Sıradan adamı olabilmek…
Ne büyük hayal;
Etrafı dağıtmadan
Parça parça
Dağılmadan
Ve her zerre-i
Yeniden toplamak zorunluğu
Olmadan…
Sıradanlığın sıradanı olabilmek
Ne büyük hayal…
Uçlarda tükenmeden
Yazılıp yazılıp
Gönül(ler)e
En baştan silinmeden
Kesilip kesilip
Yeniden sivrilmeden
Yaşayabilmek…
Sıradanlığın sıradanı olmak
Ne büyük hayal…
Hep bir gün
Ulan bir gün
İşte bugün…
Ümidi taşımadan
Gün bitince
Sükutu hayale uğramadan
offf offf
Ya bir kere
Ama bir kerecik
Sevgiliye gel demeden
Haykırmadan
Yaşayabilmek…

Hayal;
Sıradanlığın sıradanlığında
Sıradan bir adam olabilmek…
Ne güzel bir hayalmiş.
Bu hayali bile kurmamakmış
Oysa
Sıradanlık…

MEAL'imsin

Sen Âlem içre bir Âlem
Kendinde kendine el Âlem
Oku canında hak ne der Me’alen
Söz sensin, sen ki yazan kalem

KÜN FEYE KÜN

Zaman akrebinin kara döngüsünde
Gönül; aklıma nar-ı beyaz sövgüsünde
Kün’desinde iken var edenin OL emriyle
Sultanlara zulüm köleliğimin övgüsünde…

Hâr'e

Sorma dermanımı ki biçareyim
Çarem de sensin yarem de sen

Özlemle yandım hasretinle eridim
Suyum da sensin hâr'em de sen

Gurbeti yârimsin kurbeti sevdiğim
Yokluğum da sensin ciğerparem de sen

AŞK

Kusur ise bu ben olmak makam-ı aşkında
Kaderim sen ol da ey yar yeniden yaz beni
Cebir-i gönlün hata bulursa can köşkümde
Mahirim ol hattatım ol da yeniden çiz beni
Kıtmır-i sadıkım beklerim dergahın eşiğinde
El kemiğine dil uzatırsam kapından çöz beni
Mansur’um asılıyken sen urganı ile darağacında
Gül’ün değerse canıma ahh edersem yüz beni

Sen Benim En Sevdiğim Şiirimsin

Şems’im ol sana dolayım
Sen be ol
Ben elif
Sana boşalayım.
Kaynağımın başı da sen ol
Döküldüğüm umman da
Aşktan kıvrıla kıvrıla
Ben akayım…
Dudağından
Bir nefes köz ver
İbrahim’in ateşini
Yakayım;
Züleyha ol
Vur beni sinemden
Yusufcasına
Kilit vurup kendime
Ebedi
Ben sende kalayım.

Bana Can Veren Sözümsün

Binden bire dönüp yarda aşk-ı peçeyim
Çal beni, söyle beni sözündeyim sevgilim
Seninle nurlanır cümlem sensiz zerre-i geceyim

Özge Cansın

Divanı kalbinde; kalbten zikrindeyim
Daim uzağım, daim yokum hep sen hicretindeyim
Yetiş ey sevgilim aşk-ı narından eriyip bitmedeyim